27 Mart 2015 Cuma

NEDİR BU MURPHY KANUNLARI?

Birkaç tane kuyruk olan gişelerde ya da kasalarda gözünüze kestirdiğiniz bir tanesine girdiğiniz anda diğerleri daha hızlı ilerlemeye başlar. Arabayı yıkattığınızın ertesi günü berbat çamurlu bir yağmur yağar. Banyoya girip musluğu açtığınızda telefon çalar… Böyle örnekler uzatılabilir. Bunları yaşıyorsanız, yalnız değilsiniz. Evrensel Murphy kanunlarından biri daha çalıştı demektir. Bu kanunlardan en bilineni “Bir şey ters gidebiliyorsa gider” sözüdür. Bu sözün üzerine çeşitlemeler yapılmış, her türlü durum için Murphy kuralları uydurulmuştur.Murphy Kanunları
Bir nevi başarısızlıklar veya şanssızlıklar üzerine yoğunlaşmış olan mühendis Edward A. Murphy Jr tarafından ortaya atılan Murphy kanunları için kaynak araştırması yapıldığında pek çok değişik hikaye ile karşılaşılıyor. Konu hakkında yazılmış pek çok kitap da bulunuyor.
Hikayenin başlangıcı Kaliforniya’daki Edwards Hava Üssü’nde 1949 yılına kadar gidiyor. Murphy’nin, Amerikan Hava Kuvvetlerinin MX981 kod adlı, çarpışma testi araştırma projesi sırasında John Stapp tarafından meşhur edilmesine dayanıyor.
Kanunun isim babası, o sırada mühendis bir yüzbaşı olan Ed Murphy. Gerginlik ölçen algılayıcılarda kablolamadan doğan sürekli hatalardan bıkan Murphy, kablolamayı yapan teknisyene kızgınlığını “bir işi yanlış yapmanın bir yolu varsa, bu adam onu mutlaka bulur” diyerek dile getiriliyor. Buradaki komedi potansiyelini gören iş arkadaşları, Murphy’nin bu cümlesi ve çeşitli varyasyonlarına “Murphy’nin Kanunları” adını veriyorlar ve aralarında esprili bir şekilde yaymaya başlıyorlar.
Bu kanunların kapalı bir çalışma ortamı olan bu hava üssünden, halka ve dünyaya yayılmasının sebebi de yine John Strapp. Proje ile ilgili yaptığı basın toplantısında gazetecilere şöyle diyor: “Yıllardır yaptığımız çarpışma testlerinin güvenle devam etmesi; Murphy Kanunları’na kalpten inanmamız ve kaçınılmaz olan sonuçları sürekli görmezden gelmemizden kaynaklanmaktadır!”.
Bu basın toplantısı ve ardından Murphy Kanunu’nun bazı reklamlarda kullanılması, bir anda kamuoyunda bir ilgi patlamasına yol açmış ve “Murphy Kanunları” önce Amerikan toplumunda, sonra dünyada bir anda büyük bir ilgi ile karşılaşmıştır.
Bir kaç ay içinde “Murphy’nin Kanunları”, mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958′de de nihayet Webster’in sözlüğüne girdi.
Bir proje üzerinde çalışırken işlerin sürekli ters gitmesini eleştirmek üzere bir dizi kuramlar geliştiren Murhpy, aynı yıllarda New York menşeli ‘Harvey Hutter’ yayınevi tarafından derlenerek bir kitap haline getirilince bir anda kendi adıyla anılan kuramları ile birlikte dünya çapında ün kazandı. Teknoloji, aşk, askerlik ve hukuk ile ilgili günlük hayatta yaşanan sorunları gözler önüne seren ve zaman zaman da pratik çözümler sunan ‘Murhpy Kanunları’, 1949 yılından sonra başkaları tarafından da geliştirildi.
Murphy’nin altın kuralı: Parası olan, kanunu koyar!
Murphy Felsefesi: Gülümse… Yarın, daha kötü olacak.
Murphy değişmezi: Dünyadaki nüfus, sürekli artar; ama toplam zeka, sabit kalır.Murphys-Law-Mind-Map
Murphy Kanunları’nın temeli, şu söze dayanır: “Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri, istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık, gerçekleşecektir.”
Murphy Kanunları’nın tersi, murphy kanununun tersten yazılışı olan “Yhprum Kanunu” olarak tanımlanır. Bu kanuna göre; ” bir şeyin çalışma ihtimali varsa mutlaka çalışır, bir işin oluru varsa mutlaka olur.”
Ancak İnsanlar, daha çok karamsar düşündükleri için bu olumlu düşünmeye odaklanan kanunlar Murhpy kanunları kadar ilgi görmemiştir.
İşte belli başlı Murhpy kanunları:
*Bir işin ters gitme olasılığı varsa o iş mutlaka ters gider.
*Birkaç şeyin ters gitme olasılığı varsa bunların arasında en kötü sonuçlar doğuracak olanı ters gider.
*Bir şeyin ters gitmesi için dört yol olduğunu düşünüp hepsi için önlem alabilirsiniz ama bir beşinci yol mutlaka vardır.
*Bir şeylerin ters gitmesi bir doğa kanunudur. Bu yüzden her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa dikkat edin; mutlaka ters giden bir şeyler vardır!
*Bir şey arıyorsanız o daima son bakmanız gereken yerdedir.
*İlk baktığınız yerde olma ihtimali ile oraya baktığınızda görmeden geçme ihtimaliniz eşittir.
*Kaybettiğiniz bir şey ancak onun yerine yenisini aldığınızda ortaya çıkar.
*Yeni aldığınız şeyin ucuzunu bulmak için ne kadar aranırsanız aranın, en ucuz seçeneği ancak alışveriş bittikten sonra bulursunuz.
*Hiçbir şey göründüğü kadar kısa sürmez.
*Bir eliniz doluyken kapıyı açmanız gerekirse, anahtarınız mutlaka dolu elinizin tarafındaki ceptedir.
*Bir şey doğru olamayacak kadar iyiyse muhtemelen doğru değildir.
*Birine gökyüzünde 300 trilyon yıldız olduğunu söylerseniz inanır ama o masa boyalı derseniz gidip önce bir eller.
*Sınav sırasında öğretmeniniz sadece aptalca bir şey yazdığınız sırada başınıza gelip yazdıklarınızı okur.
*Bilgisayarda ne kadar ders çalışırsanız çalışın, anneniz içeri siz oyun oynarken girer.
*Geç kaldığınız süre ile trafiğin sıkışıklığının miktarı doğru orantılıdır.
*Tamirciye bozulan bir şeyin neyinin bozuk olduğunu göstermeye çalıştığınız an, o şeyin çalışması için en uygun andır.
*Diğer şeritte trafik hep daha açıktır. Ta ki içinde olduğunuz araç o şeride geçene kadar.
*En hassas şey, düşüp kırılacak olandır.
*Bir işi yapmanın en kolay yolu, ancak o iş bittikten sonra aklınıza gelir.
*Banyoda düşecek bir şey varsa mutlaka tuvaletin içine düşer.
*Çok etkileyici bir şey yaptığınızda mutlaka yalnız olursunuz.
*Kıyafetinizin şıklığı ile üzerinize çamur sıçratan aracın büyüklüğü arasında ciddi bir bağ vardır.
*Rüzgârın yönü daima saçınızı en kötü bozacak yöndür.
*Kıymetli bir şeyin düştüğü yer daima parmak ucunuzun bir santim ilerisidir.
*Tırnaklarınızı kestiğiniz gün, karşınıza kazıması eğlenceli bir şey çıkması için en uygun gündür.
*Bir hata ikinci kez yapılmaz. İkinci kez yapıyorsanız üçüncü kez de yapacaksınız demektir.
*Kameranızda yer kalıp kalmadığından emin değilseniz kalmamıştır.
*Düşürdüğün ekmeğin yağlı yüzünün halıya gelme olasılığı, halının yeniliğiyle doğru orantılıdır.
*Otomobil tamir ederken düşürdüğünüz alet, daima aracın en ulaşılmaz yerine kaçar.
*Bozuk bir alet tamire geldiğinde çalışır.
*Her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa, senin dünyadan haberin yok.
*Dostlar gelip gider, düşmanlar birikir.
*Murphy’nin altın kaidesi: Altını olan kuralı belirler.
*Hayattaki en güzel şeyler: Ya kanun dışı, ya ahlak dışı ya da şişmanlatıcıdır.
*Herkesin zengin olmak için yürümeyen bir planı vardır.
*Hiçbir iyilik cezasız kalmaz.
*İnsanlar gerçekleri arar, fakat hep kendi görüşleri doğrultusunda ilerler.
*Yeni kravat, çorba çeker.
*Dükkânda ayağa uyan ayakkabı, en çirkin olan ayakkabıdır.
*Seyahate çıkarken, ihtiyacınız olan elbiselerin yarısını ve ihtiyacınız olan paranın iki mislini yanınıza alınız.
*Radyoyu ne zaman açarsanız açın, en sevdiğiniz şarkının son melodilerini duyarsınız.
*Tereyağının sertliği ile üzerine sürülecek ekmeğin yumuşaklığı doğru orantılıdır.
*Yanlış numara hiç meşgul çalmaz.
*Yeni alet almadan, kaybettiğiniz eski aleti bulmanız mümkün değildir.
*Eğer bilgisayarınızda bitirilmesi ölüm kalım meselesi olan bir iş varsa yemeğe çıkmanın tam vaktidir, çünkü elektrik kesilecektir.
*Kendinizi iyi hissediyorsanız kaygılanmayın, geçer.
*Konuşmanızda bir yanlış yapana kadar kimse dinlemiyordur.
*Birine bir makinenin çalışmadığını kanıtlamaya kalkarsanız, makine çalışır.
*Gizli evraklar fotokopi makinesinde unutulur.
*Bir berbere asla saç kesimine ihtiyacınız olup olmadığını, bir satıcıya fiyatlarının iyi olup olmadığını sormayın.
*Bir proje üzerinde çalışırken işi bittiğine inandığınız bir aleti yerine kaldırırsanız ona derhal ihtiyacınız olacaktır.
*Araba kullanmayı öğrenene kadar gerçekten küfretmeyi öğrenemezsiniz.
*Beklenmedik bir anda ele geçen boş vakit, mutlaka boşa harcanır.
*Cuma günleri bir şirkette hasta adam bulamazsınız.
*Şirkette birinin unvanı ne kadar uzunsa yaptığı iş o kadar önemsizdir.
*Şirkette bozulan bir makine, tamirci kapıdan içeri girdiği sırada aniden çalışıverir.
*Sakın para için evlenmeyin. Çok daha uygun koşullarda borç bulabilirsiniz.
*Evli bir çiftin aynı konuda “evet” dediği son yer nikâh masasıdır.
*Eşlerden ilk uyuyan her zaman en yüksek sesle horlayandır.
*Bir kişinin fikirlerini çalmaya ‘alıntı’, birçok kişinin fikirlerini çalmaya ‘araştırma’ derler.
*Yere düşürdüğünüz pazar çantası, daima içinde yumurta olan çantadır.
*Asla paranızın yeteceği şeyi istemezsiniz.
*Bir tarafınız ne kadar çok kaşınıyorsa elinizin ulaşacağı yerden o kadar uzaktadır.
*Hayat geriye doğru anlaşılabilir, ancak ileri doğru yaşanır.
*Sınava girmeden önce notlarına bakarsan en önemli yerlerin en okunaksız yerler olduğunu görürsün.
*En acemi balıkçı daima en büyük balığı yakalar.
*Telefon sen daima dış kapının önünde anahtarlarla boğuşurken çalar.
*Eğer bir şeyi, hiç kimsenin yanlış anlayamayacağı kadar açık anlatıyorsan, birileri mutlaka yanlış anlayacaktır.
*Herkesin uygun bulacağından emin olduğun bir iş yapıyorsan, birileri mutlaka bundan hoşlanmayacaktır.
*Ne zaman işler iyi gidiyor gözükse, mutlaka bir şeyleri gözden kaçırıyorsunuzdur.
*Bir alet düştüğünde, en zor uzanılabilecek köşeye düşer.
*Bütün büyük buluşlar yanlışlıkla yapılır.
*Hiçbir şey programın dışına çıkmadan ya da bütçeyi aşmadan bitirilemez.
*İşin uzmanını seçmek istiyorsan o iş için en uzun süreyi ve en çok parayı isteyeni bulun.
*Bilgisayarlar güvenilmezdir ama insanlar daha da güvenilmezdir.
*Murphy kanunlarından haberiniz olması ile işinizin ters gitmesi arasında hiçbir bağlantı yoktur.
http://dunyalilar.org/nedir-bu-murphy-kanunlari.html 

26 Mart 2015 Perşembe

KİTAPLARIM - DELİCE





Birini sevince hayat cennet de olur cehennem de.

"... Aliço Meryem'i içeri itip kapıyı kapattı ve ay dışarıda kaldı, yıldızlar dışarıda kaldı, ay ışığı da dışarıda kaldı. Kırık dökük kaldırımlar, tozlu yollar, iğde kokan hava, otların arasında bitmiş kır çiçekleri... Hepsi dışarıda kaldı. Ağustos böcekleri, tembel tembel hışırdayan yapraklar ve o gece usul esen poyraz, onlar da dışarıda kaldı."

İnsanın yapmadan duramayacağı hatalar vardı. Tıpkı sevmeden duramayacağı insanlar olduğu gibi. Bizi biz yapan şeylerdi bunlar. Meryem'i Meryem yapan da, Aliço'yu hayatının hatası olarak seçmesiydi.


Hande Altaylı'yı tebrik ediyorum. Bu kadar sade, bu kadar bizden, bu kadar akıcı ve güzel bir kitap yazdığı için. Böyle yazmayı dilerdim. Umarım bir gün...

İlk kitabı ile tanıdım Hande Altaylı'yı. Ünlü birinin karısı ne yazmış olabilir ki diyerek almıştım. Çok beğenmiş ve sonra ki kitapları "Maraz" ı ve "Kahperengi"yi de bir solukta okumuştum.

Ama "Delice" sanki daha başka bir güzel. Bıraksan bir akşamda bitirirdim ama iş güç, çocuk vs. 2 akşamda bitti. 

Ayşe Arman ile 22.03.2015 tarihli röportajı:
http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ayse-arman_12/canin-sag-olsun-demeyi-unuttuk_28519404?__hrp__

YAŞAM


24 Mart 2015 Salı

KİTAP FUARININ SON GÜNÜ

       Bu seneki Kitap Fuarında yazarlardan sadece Banu Avar'ı, Füsun Önal'ı ve İhsan Eliaçık'ı görebildim. Hiç birinin konuşmalarını dinleyemedim. Ama olsun, hiç kitap almayacağım dedim, sadece 28 kitap aldım. Son gün hasılatım şunlar....

BEYNİMİN CİNSİYETİ NE?

 Geçen hafta dinlediğimiz konferanstan sonra  http://www.mahmure.com/yeni-testler/kisilik-testleri/beyninizin-gercek-cinsiyeti-ne_236 adresinde beynin cinsiyeti ile ilgili testi buldum. Sonucum aşağıda, sizde sizinkini merak ediyorsanız, testi yapabilirsiniz.

BEYNİNİZ ÇİFT CİNSİYETLİ
İŞYERİNDE: Erkekler ve kadınlar ofis ortamında farklı davranış biçimleri sergilerler. Kadınlar daha paylaşıma ve interaktifken, erkekler daha agresif ve rekabetçidirler. Beyni çift cinsiyetli bir kişi olarak siz, bu iki farklı davranış biçimini de kendi içinizde dengeliyorsunuz, bu da genellikle lehinize işliyor.                       SOSYAL HAYATTA: Sosyal ortamlarda çift cinsiyetli beyninizin maskülen yanı ağır basıyorsa, bu sizi arkadaşlarınızı yetenek ve becerilerine göre seçmeye itiyor olabilir. Unutmayalım ki erkekler Taş Devri'nde ava çıkarken yanlarına en sevdikleri dostlarını değil, avlanma kabiliyeti en yüksek kişileri almaya özen gösterirlerdi. Fakat eğer arkadaş çevreniz daha çok, gevezeliği seven neşeli insanlardan oluşuyorsa bu, sosyal hayatta beyninizin feminen tarafını kullandığınız anlamına gelir.
AŞKTA: Duygusal ilişkilerinizde kararlarınızı ne zaman sezgilerinizle (feminen beynin özelliği), ne zaman aklınızla (maskülen beynin özelliği) vereceğinizi çok iyi biliyorsunuz. Bu da sizin hem erkeklerle sağlıklı ilişkiler kurmanızı, hem de doğru noktada doğru adımlar atmanızı kolaylaştırıyor. Çift cinsiyetli beynin karşı taraf için de bir avantaj olduğu kesin. Çünkü erkekler bir kadının ne tamamen kadın gibi, ne de tamamen kendileri gibi davranmasından hoşlanıyorlar.

Bu da Sabah Gazetesinde yayınlanan bir yazıdan:

Yüzük parmağınız işaret parmağınızdan uzunsa, erkek beynine sahipsiniz. Yüzük parmağınız işaret parmağınızla eşit ya da yüzük parmağı daha kısaysa dişi beyinlisiniz. Parmakların uzunluğunu kodlayan genlerle beyin cinsiyetini belirleyen genler aynı grupta. Testosteronun etkisini buradan görebiliyoruz."

23 Mart 2015 Pazartesi

BU GÜNÜ TATİL İLAN EDİYORUM



      Geçen hafta perşembe günü iş yerimde otururken, birden çok sıkıldım. Yılbaşından beri yoğun çalışıyoruz. İşimin yoğun dönemi. Oğlum da biliyorsunuz TEOG sınavına hazırlanıyor. Onun da temposu ağır bu sene.
      Bir günlük bir tatil hepimize iyi gelecek diye düşündüm. İş yerimden cuma günü için bir günlük izin aldım. Eşimi arayıp onun durumunu da sordum, olabilir deyip o da izin aldı. Akşam oğluma cuma günü sınavın, önemli dersin var mı diye sordum. Yok dedi. İyi yarın okula gitme  o zaman deyince çocuğun şaşkınlığını görmeliydiniz. Genelde tersi olur...
      Vizyondaki filmlerin fragmanlarını seyretmiş ve iki filmi kafama koymuştum. Sabah seansına birini, öğleden sonra diğerini seyrederiz dedim.
       Burada uzun uzun anlatmayacağım bir sürü vartayı atlatarak, ilk filmimiz "Kingsman Gizli Ajan" filmini seyrettik. Bol aksiyonlu, güzel bir filmdi. Filmde toplamda 3000-5000 arası insan öldü ama olsun güzeldi. James Bond filmlerinin gençlik versiyonu sayılabilir.


       Filmden çıkınca anne ve babam olduğumuz alışveriş merkezine geldiler. Güzel bir yemek ve biraz alışverişin ardından ikinci filmimizi seyrettik. Mandıra Filozofu 2 İstanbul.
      İlkini çok beğendiğimiz için bu film kaçmaz demiştik. Ama bence seyretmeyen çok bir şey kaçırmaz. Mesaj kaygısı çok fazla, espriler kaçmış. 



          "En büyük pişmanlık yaptıklarından değil yapamadıklarından doğan pişmanlıktır. İlki zamanla geçer, ama yapmadığın veya yapamadığın şeylerden duyduğun pişmanlık ölünceye kadar geçmez."
          "En büyük özgürlük vazgeçebilmektir."
    "Özünden, ailenden, sevdiklerinden ayrılmadan gelişmek, ilerlemek...."
          "Mutluluğu, parada malda, mevkii de aramamak, bunların geçici olduğunu bilmek, insan sevgisini en üstte tutmak."


              Ailecek güzel bir gün geçirdik. Sanıyorum herkes mutlu oldu. Arada hayata böyle es'ler vermek lazım. 

18 Mart 2015 Çarşamba

BEYNİMİZİN CİNSİYETİ VAR


      Geçtiğimiz pazar günü oğlumun okulunda bir konferans vardı. Konusu ve konferansı verecek kişiler ilgimi çektiği için gitmek istedim. İyi ki de gitmişim.
      Konu: Dijital Çağın Sosyal Beyinleri
      Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nden Prof. Dr. Soner Yıldırım, 
      Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’ndan Serkan Karaismailoğlu



      Empati kurmadan 3 boyutlu düşünmeye, işitmeden ayrıntıları daha fazla hatırlamaya kadar tüm bu özellikler dişi ve erkek beynin arasındaki farkı yansıtıyor. Cinsiyetten bağımsız hormonların etkisiyle oluşan beynin cinsiyeti, öğrenme sistemini de etkiliyor. Uzmanlara göre testosteron beynin cinsiyetini belirliyor ve oran arttıkça beyin erkekleşiyor.

      Dişi ve erkek beyninin öğrenmeye etkilerini inceleyen eğitim uzmanlarına göre, beynin de bir cinsiyeti var ve dişi beyin işitmede, konuşmada daha başarılı. Erkek beyni, üç boyutlu düşünebilme ve yer-yön konumlandırmada öne çıkıyor. Motivasyon, dikkat, tutum gibi duygusal özellikler, insan beyninin fizyolojik yapısıyla ilgili. Dişi ve erkek beyni arasında fark oluşmasında en önemli etken ise anne karnında maruz kalınan testosteron hormonu. 

      Duygusal bağ yoksa, kalıcı öğrenme de yok

     Yapılan çalışmalar beynimizin bir cinsiyeti olduğunu gösteriyor. Hayatımızda her tecrübe yeni beyin anlamına geliyor ve duygusal bağ kurmadığı hiçbir şeyi kalıcı olarak öğrenmiyor. Beynin ödül-ceza, hareket, sözel ve duygu hafızası var. Kaotik olarak çalışan bu organ kadın erkek cinsiyeti diye ayrılıyor ve bu biyolojik cinsiyetten bağımsız.

    Beyin cinsiyeti kapsamında ele alınan bulgular tümüyle öğrenme, hafıza, empati gibi bilişsel işlevlerin farklılığı ile ilgili. Bu farklılıkların cinsel yönelim ve davranışlarla ilgisi yok. Erkek ve dişi beyni farklılığının oluşmasındaki en önemli etken, bebeğin anne karnında iken maruz kaldığı testosteron hormonu. Testosteron özellikle beynin sol yarıküresinin gelişimini geciktiriyor. Bu da sol yarıkürenin daha fazla dış etkene maruz kalmasına neden oluyor. Bu hormon daha çok erkek bebek kaynaklı olduğu için erkek beyninde sol yarıküre, sağ yarıküreye göre farklı bir gelişim gösteriyor. Yani ne kadar çok testosterona maruz kalırsa o kadar erkek beyinli olunuyor. Özellikle annenin hamilelik dönemindeki beslenme alışkanlıkları, iklim, stres durumu gibi koşullar testosteron üretimi üzerinde etkili. Bu nedenle biyolojik cinsiyetiniz ne olursa olsun, beynin gelişimi sırasında maruz kaldığınız testosteron beynin cinsiyetini belirliyor.

      Erkek veya dişi beyni arasındaki farklılıklar
    Dişi beyni özellikle işitme ve konuşma konusunda erkek beynine göre daha başarılı. Bunun nedeni, bu merkezlerin sol yarıkürede daha baskın olması. Cisimleri üç boyutlu düşünebilme ve yer yön konumlandırma becerilerinde erkek beyni daha iyi. Dişi beyni empati konusunda daha yetenekli ve daha geniş frekans aralığını işitebilme yeteneği ve yüz tanıma konusunda başarılı. Beyinde duygusal hafızanın oluşmasında amigdala adlı bir yapının önemli rolü var. Erkek beyni sağ amigdalayı aktif biçimde kullanırken, dişi beyni solu kullanıyor. Bu fark nedeniyle dişi beyni duygusal olaylarla ile ilgili ayrıntıları daha kuvvetli hatırlayabiliyor. Dişi beyinde yarıküreler arasındaki iletişim daha kuvvetli. Bu sayede aynı anda birden fazla iş yapma konusunda daha başarılı olurlar.

17 Mart 2015 Salı

KİTAPLARIM - UYANDIĞINDA


       

      Galiba geçen sene görmüştüm bu kitabı. Eleştirisini okuyup almaya karar vermiştim. Kısmet bu yıl ki Kitap Fuarınaymış. Cumartesi günü aldım, o gece başladım, bu gece bitti. Çok akıcı ve güzel bir kitaptı. İdefix'ten aldığım özeti aynen yazıyorum.

"Uyandığında, yakın bir gelecekte, din devleti haline gelmiş bir ABD'de geçiyor. Suç işleyenlerin ten renklerinin, vücutlarına verilen bir virüsle değişime uğratıldığı ve bu kişilerin toplum içinde birer utanç simgesi olarak yaşamak zorunda bırakıldıkları bir gelecek bu.
Romanın kahramanı Hannah Payne, evlilik dışı ilişki yaşayıp kürtaj yaptırdığı için on altı yıl boyunca bir "Kırmızı" olarak yaşamaya mahkûm edilir. Ailesi tarafından reddedilen Hannah'yı, dini eğitim merkezlerinden düzen karşıtı eylemci grupların sığınaklarına uzanan macera dolu bir yolculuk beklemektedir. Çıktığı bu yolculukta Hannah çocukluğundan beri kendisine dayatılmış bütün fikirlerle hesaplaşacaktır. Kürtajın yasak olduğu ve en büyük baskıyı kadınların gördüğü bu totaliter dünyayı Türk okuyucusu çok iyi anlayacaktır."

Hillary Jordan, Uyandığında'da bizi belirsiz ama pek de uzak olmayan bir geleceğe götürüyor. Dünyanın geldiği bu yeni noktada, eski gücünden çok uzak, atom bombası felaketini yaşamış ve en önemlisi de din devletine dönüşmüş bir ABD'ye uğruyoruz. Üstelik bu yeni dünyadaki tek tehlike totaliter rejimler ve küresel savaş tehlikesi de değil. Yeni salgın hastalıklar insanlığın geleceğini tehdit etmekte, kadınları kısır bırakan bir virüsün yol açtığı salgından sonra çıkarılan "Yaşamı Koruma Yasaları" sebebiyle ABD'de kürtaj artık cinayet sayılmaktadır. Hillary Jordan'ın hayal ettiği karanlık gelecek bununla da bitmiyor. Suçlular eski cezalandırma yöntemleri yerine, vücutlarına verilen virüslerle derilerinin rengi değişime uğratılarak cezalandırılıyorlar. "Renkliler" diye anılan bu kişiler önce tek kişilik bir hücrede bir süre tutulup tüm hareketleri televizyonlarda gösterildikten sonra birer utanç simgesi olarak dışarıdaki dünyaya bırakılıyorlar. Toplum tarafından dışlanan ve gettolarda yaşamak dışında seçeneği olmayan "Renkliler" genelde radikal grupların saldırılarına maruz kalıyor ve çoğu da çareyi hayatlarını sona erdirmekte buluyor.Koyu Hıristiyan bir ailenin iki kızından biri olarak, nasıl konuşacağından ne giyeceğine kadar hayatıyla ilgili bütün kararları ailesi tarafından verilen ve baskı altında yetişen Hannah Payne'in hikâyesi işte böyle bir dünyada geçiyor. Evlilik dışı ilişki yaşayan ve kürtaj yaptırmak dışında hiçbir seçeneği kalmayan Hannah, her şey ortaya çıkınca on altı yıl boyunca bir "Kırmızı" olarak yaşamakla cezalandırılır. Ailesi tarafından reddedilen Hannah'nın tehlike ve macera dolu yolculuğu tam da bundan sonra başlar. Dini eğitim merkezlerinden düzen karşıtı örgütlerin sığınaklarına, Amerika'nın ıssız ve tekinsiz otoyollarından illegal kürtaj yaptırılan karanlık odalara uzanan bu heyecan dolu yolculukta Hannah kadınlık, cinsellik, aşk ve inanç hakkında kendisine dayatılmış bütün fikirleri sorgulayacaktır.

Hillary Jordan, ABD'de büyük ilgi gören Uyandığında'da iki şeyi birden başarıyor: Hem heyecanın bir an bile düşmediği bir macera ve yol romanı; hem de düşündürücü bir distopya yazıyor. Uyandığında, din ve siyaset arasındaki sınırlar ortadan kalktığında ve devlet, vatandaşlarının yaşamları üzerinde sorgulanamaz bir güce sahip olduğunda neler yaşanabileceği üzerine akıllardan çıkmayacak bir roman.

KİTAP FUARI

      Bursa Kitap Fuarı bu yıl 13. kez düzenleniyor. Tabi ki hepsine katıldım. Benim gibi bir kitap delisinin katılmaması düşünülemez. Bu yıl 14-22 Mart 2015 tarihleri arasında açık olacak.
  Cumartesi günü çok şükür açılışa yetiştik. Belediye Başkanlarımın, Valimin, Sayın milletvekillerinin açılış konuşmalarını dinledik. Kitap okumanın ne kadar gerekli ve yararlı bir şey olduğunu bir kez daha idrak ettim.
     Yorgunluktan belim kırılana kadar, sadece 1. salonu gezdik. Hiçbir kitap adı aklımda yoktu. Güya sadece gezecektim. Sonuç derseniz 12 kitapla çıktık. Kitapların arasında olmak, tek tek hepsine dokunmak, dayanamayıp almak, elimizde torbalarla çıkmak, müthiş keyifliydi. Eve gelince hemen torbalarımı boşalttım. Kitaplarımı listeledim. Okuduğum kitabımın (Lea - Pascal Mercier) son 40 sayfasını acilen bitirip, yeni aldığım kitaplardan  birine (Uyandığında - Hillary Jordan) başladım. Çok alınca çok okumak lazım.


      Pazar günü bu sefer oğlumu da alarak, yine gittik. Oğlum okuyan bir çocuk. TEOG sınavına hazırlanıyor. Bu yıl çok kitap okuyamadı. Çizgi roman almak istedi. Aldığımız 2 çizgi romana çok sevindi. Yüzündeki mutluluk görülesi bir şeydi.
         O yaşlardayken bende çizgi roman okumayı severdim. Hala da severim. Ama gerçek edebiyat eserlerini de okuması lazım.




Pazar günü aldığım kitaplar da bunlar. Hadi bana iyi okumalar....

UZUN BİR ARADAN SONRA


      İki buçuk aydır hiç bir şey yazmadım. Neden?
      Sıradan ve tekdüze bir hayatım var. Çok ekstra olaylar olmuyor. Günler birbirinin aynısı gibiler. Ufak tefek farklılıklar oluyor tabi. Ama çevremdeki herkesinde aynı şeylerden şikayet edeceğini düşünüyorum. 
     İşim yılın ilk 6 ayında çok yoğun oluyor, sonraki 6 ay ise işlerim hafifliyor. Ara da sırada olan es'lerde kendime ve yapmak istediklerime zaman ayırabiliyorum. Bu hafta işte o es'lerden biri. Fazla işim yok. Bu hafta benim.
      Bugün pırıl pırıl bir güneşle ve içimde bir yazma hevesi ile uyandım. Kedilerimi, kitaplarımı, Bursa'da başlayan Kitap Fuarını yazayım istedim. Kader bu ya, iş yerime geldim, bilgisayarımı açtım. Kısa bir süre sonra ekranımın arkasından dumanlar çıkmaya başladı. Pis bir plastik yanığı kokusu ile birlikte. Panik oldum (ya patlarsa), hemen ekranımı kapatıp odamdan çıktım. 
       Bilgi işlemdeki arkadaşlarımız yeni bir ekran getirip taktılar. Bu arada benim yazma isteğim kayboldu. Yazmaya başladım ama bakalım ne kadar sürecek.
      Önce kedilerimi anlatayım. 22. Aralık'ta Yumoş'um 5 yavru dünyaya getirmişti. Bir tanesi 24 saat, diğeri 72 saat yaşadıktan sonra öldüler. Anne karnında çok beslenemediklerini veya gelişemediklerini düşündüm fazla üzülmedim.
          Kalan üç yavrumu büyüttük. Evde 3 büyük, 3 küçük, 6 kedi ile yaşamak nasıldır, bileniniz var mı? Büyük çoğunluğun çok zor bir şey olmalı diye düşündüğünü zannediyorum. Ama değil. Çok zevkliydi. Eşim,  oğlum ve çok sevgili yardımcımın da desteği ve sevgisi ile gayet güzel büyüttük. 
      Gün geldi, daha önce büyüsünler sana yavrulardan birini veririm dediğim arkadaşım, kedisini istedi. Verdim, verirken sakindim, yapması gerekenleri bir bir tarif ettim. Kapıyı kapatınca birden çöktüm ve uzun bir ağlama nöbeti geçirdim. Arkadaşıma sakın bana kediden haber verme, başına bir şey gelirse bilmek istemiyorum demiştim. Arkadaşım kediyi götürdükten bir saat kadar sonra aradı, fotoğraflarını yolladı. Sonraki günlerde de ara ara bu devam etti. Arkadaşımın kedi sevmeyen kocası, şimdi bir kedi aşığı. Evdeki herkes çok seviyor. Yaptığı yaramazlıkları görmezden geliyorlar. Bu arada ben ona Badem ismini koymuştum. Verirken arkadaşıma etkilenmesin diye söylememiştim. Ne tesadüftür ki o da ismini Badem koymuş.

       İkinci kedimi de kayınbiraderimin  ortağına vermek üzere söz vermiştim. Bu hafta sonu onu da gelip aldılar. Bir aileyi daha kedi manyağı yaptım. İyi bakılacağını biliyorum ama gene de o gidince de ağladım. Onun adı da Afrodit olmuş.
       Üçüncü ve erkek olan yavrum bana kaldı. Tarçın koyduk adını. Afrodit gideli 3 gün oldu. Tarçın hala her kapının arkasında, dolapların içinde onu arıyor.Devamlı bağırıyor. Yalnız eşimin kucağında susuyor ve uyuyor. Galiba kendine sahip olarak onu seçti.