Çok sevdiğim kitaplarına doyamadığım yazarımın 2 kitabı birden çıktı bu yıl. İkisini de bir solukta, bitecek diye korkarak okudum.
Tembellik edip kendim yorum yazmaktansa yorumuna aynen katıldığım 07.11.2014 tarihinde Nazan Özcan'ın Yurt Gazetesinde yayınlanan yazısını yayınlıyorum. Çok güzel yazmış.
Eve bak, her yaratıktan bir numune vardı maşallah, Nuh'un Gemisi gibiydi, iyi geliyordu insana.” Böyle yazıyor Sezgin Kaymaz, “Sevinç Kuşları” üçlemesinin yeni çıkan ikincisi olan “Kısas”ta. “Kısas”ı ya da üçlemenin bir önceki kitabı “Deccal'in Hatrı”nı belki de en iyi anlatan cümleyi de böylece kendi yazmış oluyordu. Eline sağlık diyelim, kendi anlatacaklarımıza geçelim. Bir Sezgin Kaymaz kitabı, bütün sadık okurlarının da bildiği gibi, tek cümlede toplanamaz, asla!
Yalan yok, Sezgin Kaymaz ilk defa bir üçlemeye giriştiğinde kurdeşen dökeceğimizi biliyorduk. “Deccal'in Hatırı”nı okuyup bitirdikten sonra uzun süre kahrolduğumuz da doğru. Çünkü Sezgin Kaymaz, hep yaptığı gibi sıradan gözüken, belki normalde yanına yanaşmaktan tırsacağınız ama Kaymaz'ın anlatımıyla gözkamaştıran, aklı tavana vurduran, kahkahalar attıran, gözleri yerinden hoplatan, böğür böğür ağlamamıza sebep olan, kötülükleri karşısında bile yüreği eriten, iyilikleri karşısında kendine aşık eden onca insanın hikâyesini tam bitmeden kesmiş, heves de kursağımızda koca bir taş, çatlatan bir merak gibi kalmıştı. Devam kitapları genelde böyledir demeyin, bu bir Sezgin Kaymaz devamlılığı olunca, heyecanın yüz milyonla çarpılacağını hatırlatmak boynumuzun borcu.
Deccal hatrı için
Borcumuzun ilk kısmını ilk kitabı hatırlatarak ödeyelim. “Deccal'in Hatırı”nda Sezgin Kaymaz’ın, Ankara'da 80'lı yıllarda birbiriyle bağlantısı yokmuş gibi olan ama üstün yeteneğiyle ve dantel işlercesine kıvraklığıyla birbirine bağladığı onlarca insanın hikayesine girmiştik. Ölü kıvamında ve Deccal namında bir mafya babası, becerekli mi beceriksiz mi olduğu konusunda hop diye fikir değiştirdiğimiz polisler Celil ve Hayri, deli mi yoksa dahi mi belli değil doktor Veysel, güzelliği ve doğallıyla herkesi kendine aşık eden Zila ve daha onlarcası. Ama ne tipler! Homoseksüelinden transeksüeline, çok afedersiniz orospusundan pezevengine, mafya babasından doktoruna kadar onlarca antikahramanı hop kucağımıza bırakıp aklımızı başımızdan almıştı. Ve ilk kitabı, polis Celil'den alınan bağırsak nakli yapılan Deccal'le beraber bir hastanede, doktor Veysel'i AİDS'ten sizlere ömür sevgilisi Bayram'ın üzüntüsünde, Zila'yı kendine aşık Teoman Kemani'nin ölümünden sonra mafya tarafından öldürülen Seher'in eciş büçüş bebeği İrfan ve artık sokak fuhuşundan elini ayağını çekmiş transseksüel Berna ve her yeri oynayan Kübra anneyle bırakıp, Deccal'in temizlediği bütün mafya babalarının cenazelerini kaldırarak bitirmişti.
Başrol “sokak kedileri”nin
İkinci kitaba fırtına gibi giriyor yine Kaymaz ve Nuh'un Gemisi'ne neşeli, renkli, olağanüstü, acayip, sıradışı karmaşasına yeni karakterler de yüklüyor. Hayri'nin ilk kitapta da sahip çıktığı ama çok da ön plana çıkmayan sokak çocukları Baha, Erdem, Dinçer, Ensar ve Foto bu sefer acayip rol kesiyorlar. Sokakların pisliği ve fuhuşu içine zorla itilmeleri insanın içini yaralarken, Kaymaz'ın marifetiyle Nuh'un Gemisi'ndekilerin onları arayışı, ararken kendi kafalarında yaptıkları hesaplaşmalarla okuyucuya insanlığı hatırlatmaları biraz yüreklere su serpiyor. Bir de mafya mufya, artık neyse Deccal'in mütevazı gözüken korkunç gücüyle “adaleti” sağlayacak olması elbette. İkinci kitabın yeni kahramanları, sadece sokak çocukları değil, Deccal'in bir önceki kitapta attıkları, kazık yüzünden işkembelerini kurşunla doldurduğu mafya takımının “yetimleri” de “az kalsın” kahramanlardan. Onlar da Deccal ağalarına “mecburi” hürmetten hem de çocuk fuhuşuna “ayıptır, günahtır” dediklerinden, kitabın içinde zaman zaman mafya olmaktan çıkıp “iyi insanlar” oluyorlar.
Bozulsun düzen!
Zaten bütün Sezgin Kaymaz kitapları böyle değil midir? Kötü sandığınız iyilikte sınır tanımaz, nefret ettiğinizden iki dakika sonra aşk çıkarır, yani dünyanınızı altüst eder. Zaten düsturu bu olmalı ki Kaymaz'ın, Şems'ten şu alıntıyı yapar: “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye enşide etme. Nerden bilebilirsin hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
“Kısas”, adıyla musamma, bir intikam romanı. Ama bununla sınırlı değil. En kötüsünden kötülüğü, acımasızlığı, nefreti, kötülük karşısında bilenen bir iyiliği, fedakârlığı ve her şeyi yıkıp gene üste çıkan aşkı anlatıyor. Her zamanki gibi, asla doyamayacağımız, dudak uçuklatan hayal gücü, kelime oyunlarıyla ve nefisler nefisi anlatımıyla. Kaymaz, onlarca karakteri ve onların hikâyelerini bir yerden açıp sonuna doğru teğel filan değil, basbayağı çift dikiş bağlıyor. “Kısas” da yine Celil'den bağırsak nakli olan Deccal'in ve diğerlerinin iyileşmesi aşamasında bitiyor! Ve son söz de yazara olsun, “Sevinç Kuşları”mızı hemen başımıza kondur, valla hakkımızı helal etmeyiz!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder