27 Kasım 2014 Perşembe

KİTAPLARIM - DAĞIN SESİ


Sevgili arkadaşım Candan'ın önerisi ile aldım bu güzel kitabı. İki gün içerisinde okudum, çok beğendim. Yasunari Kavabata ile tanışmama aracı olduğu için teşekkür ediyorum.  Bu kitap ile ilgili yorumlara internetten bakarken, aşağıda linkini verdiğim blogu buldum. Çok güzel yazmış, ben daha iyisini yazamam diyerek alıntı yapıyorum.

 http://okuduklarimbegendiklerim.blogspot.com.tr/2012/04/dagn-sesi-yama-no-oto-yasunari-kavabata.html

"Dağın Sesi", Nobel ödüllü Japon yazar Yasunari Kavabata'nın Türkçeye son çevrilen kitabı. Kavabata'nın "Karlar Ülkesi", "Bin Beyaz Turna" , "Göl" , "Go Ustası" , "Kiyoto ve İzu Dansözü" kitapları da dilimize çevrilmiş ama maalesef ki çoğunun baskıları tükenmiş. 

Diğer Kavabata romanları gibi, "Dağın Sesi"nde de okuyucuyu ilk cezbeden 50li yılların Japonya'sı: kabuklu deniz hayvanları, yeşil soya fasulyeleri, pamuklu kimonolar, kasede içilen çaylar, tapınakların çanları ve gingko ağaçları, trenler ve taşra istasyonları, bonzailer, serçeler ve kirazkuşları, No maskeleri, bir sokak boyunca sözleşip bahçelerine aynı çiçekleri diken evler, geyşalar..

Savaş ise gelenekselin huzurunu parçalayan, kişileri ve toplumu bozan etken olarak romanın içine oturduğu atmosferi şekillendiriyor. Kikuko kocasından korkuyor. Şingo, Şuiçi'nin içindeki karanlığın sebebinin savaşa gitmesi olduğunu söylüyor. Sevgililerini ve kocalarını kaybetmiş "savaş dulları" tek başlarına hayata tutunmaya çalışıyorlar, Şuiçi'nin metresi Kinuko da onlardan biri. 

Okuyup bitirip üzerinde düşünmeye başladığımda ise Dağın Sesi bana çok düzlemli bir yin-yang roman gibi geliyor. Romanın ilk eksenini Şingo ile Kikuko'nun ilişkisi oluşturuyor. Romanın temel karakteri Şingo, altmış yaşının üzerinde, çocuklarını evlendirmiş ve hayatının arkadaşlarını birer birer gömdüğü bir çağına girmiş bir aile babası. Yirmi yaşlarında, çocukluktan kadınlığa geçme evresindeki gelini Kikuko'ya karşı giderek büyüyen bir yakınlık hissediyor. 

Romanın ikinci ekseni ise ölüm/tükenme ve yaşam/doğma/yenilenme. Şingo, içinde bir tanpınak gongu gibi gümleyen "dağın sesi"ni her duyduğunda sevdiği birinin öleceğini hissediyor. Rüyasında ölüleri görüyor ve roman boyunca cenazelere gidiyor. İntihar edenler, intiarı deneyenler ve intiharı düşünenlerden bahsediliyor. Kikuko kürtaj oluyor. Şingo erken bunama belirtileri gösteriyor. Bir yandan da Yaşam, köpek Teru’nun yavruları gibi kendini dünyaya “bırakıyor”. Fırtınanın yapraksız bıraktığı gingkolar yeniden yapraklanıyor, aileyi simgeleştiren kiraz ağacı her bahar daha bir yerine yerleşip daha çok çiçek açıyor, torunlar büyüyor, Şingo'nun oğlunun metresi Kinuko hamile kalıyor - ve iki bin yıllık lotus tohumları yeşeriyor. Gençlik rüyaları gören Şingo'nun da İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında lotus tohumları gibi "uyuduğunu", gelininin sıcaklığıyla "uyanmaya başladığını" söyleyebiliriz. 

Geleneksel-modern çatışması üçüncü ekseni oluşturuyor. Kavabata, modernliğin yozlaşma getirdiğini düşünüyor olmalı. Şingo'nun evinde önceki yüzyılda anakronik kaçacak hiçbir şey yok. Kimonolar giyilip obiler bağlanıyor, kadınlar yemek ve evişi yapıyor, su kuyudan çekiliyor.. Eve ilk elektronik eşyalar romanın sonuna doğru, Şingo kendisine nihayet Kikuko'ya karşı hislerini itiraf edebildiği ve kendi "bozulmuşluğunu" kabul edebildiği zaman giriyor. Kikuko da evden gitmeyi Şingo'dan ayrı kalacağı için istemediğini söylediğinde, onun da Şingo'ya karşı duygularını seziyoruz. Törensel bir hediye alışverişi gibi: Kikuko Şingo'ya traş makinası hediye ediyor, Şingo da ona elektrik süpürgesi alıyor. 

Roman beklemediğim bir şekilde bitti. Şingo'nun kızı Fusako bir mağaza, hatta belki bir meyhane açmak istiyor. Kikuko bunu duyunca çok heyecanlanıyor, ona yarım etmek istiyor. Üzerinde düşündüğümde ise uygun bir son gibi geldi: Roman Şingo'nun romanı olarak başladı, Kikuko'nunki olarak bitiyor. Kikuko özgürleşiyor, bağımsızlaşıyor, kendi hayatını yaşamaya başlıyor. Sanıyorum böylece Kavabata, Kikuko'yu olumlu modernleşme - hani bizde de bir zamanlar çok moda olan "Batı'nın teknolojisini aldık amma kültürünü almadık" ideali yolunda yürüterek romanı bitiriyor. 

18 Kasım 2014 Salı

KİTAPLARIM - RENKSİZ TSUKURU TAZAKİ'NİN HAC YILLARI


       Çok sevdiğim yazarlardan biri de Haruki Murakami.
     2011 yılında "Sahilde Kafka" ile başladı Murakami dostluğum. Çok sevdim, kitapsever az sayıdaki arkadaşlarıma tavsiye ettim.
        Sonra sırayla "Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu" , "Yaban Koyununun İzinde", "1Q84", "İmkansızın Şarkısı", "Zemberek Kuşu'nun Güncesi" ve "Koşmasaydım Yazamazdım" adlı kitaplarını okudum yazarın.
     Yeni bir şey yazsın da okuyayım diye bekler oldum. Son kitabı "Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları" kurban bayramına yakın günlerden birinde çıkacaktı. O gün ve ondan sonraki bir hafta bulduğum her kitapçıya gidip sordum, her seferinde henüz gelmedi cevabını aldım. İdefix'e sipariş verdim. Sipariş ettiğim diğer kitaplar geldi, Murakami'm gelmedi. Ben de gidip kitapçıdan aldım. İki gün sonra İdefix'ten de geldi. İki tane olunca birini can dostuma hediye ettim. Umarım o da benim kadar beğenmiştir.
     Çok zevkle okudum. 24 saat içinde bitti. 
     Favorilerim "Sahide Kafka", "1Q84" ve "Renksiz Tsukuru..."
  Kitap hakkında yazılmış en güzel eleştiri yazısı 31.10.2014 tarihinde Sibel Oral'ın kaleminden, Cumhuriyet Gazetesi Kitap ekinde çıktı. Okumak isteyenler için,
     http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/136217/Haruki_Murakami_nin_yeni_romani___Renksiz_Tsukuru_Tazaki_nin_Hac_Yillari_.html#

14 Kasım 2014 Cuma

KİTAPLARIM - TEK KİŞİLİK DİN


     Romanın ana karakteri, yalnızlık üzerine düşünürken Kierkegaard, Nietzsche gibi felsefecilerin, Octavio Paz, Michel Tournier, Fyodor Dostoyevski gibi romancıların metinlerini kazıyan, modern dünyada "tek başınalığın" anlamını sorgulayan bir yazar. Alt kat komşusunun profesörün öldürülmesi üzerine başlayan cinayet soruşturması, bu olayla başlayan bir aşk hikayesi, yalnızlık üzerine felsefi metinlerin taranması kitapta anlatılıyor.
     "İnsanın yakınlarında kendisi gibi birisinin olması -ama iki tarafında sınırlarında, ötekini rahatsız etmeden durması."(15)
     "Bir polisle eşit olamazsınız -ya yukarıda ya aşağıda yer almalısınız." (22)
     "Zaman geçtikçe, varolan her şey gibi, geçmiş de değişiyor." (45)
     "Yaşamak kökten bir yalnızlıktır.
     Bütün insanlar yaşamlarının en az bir döneminde kendilerini yapayalnız bir kişi gibi duyumsarlar. Ve de gerçekten yalnızdırlar. Yaşamak, gizemli bir gelecekte varacağımız yere gitmek için geçmişte bulunduğumuz yerden yola koyulmak demektir. Yalnızlık, insan duygusunun en derindeki gerçeğidir. İnsan özlemdir, kavuşmak için aranıştır." (52)
      "Yalnızlık veya yalnız kalma bir insanın boşluk duygusu ile karışık kendini  dünyadan kopmuş hissetme duygusudur. Yalnızlık arkadaş eksikliğinden veya başkalarıyla birlikte olma arzusundan daha da öteye giden bir duygudur. Yalnızlık çeken insan kendisini toplumdan kopmuş hisseder. Başka insanlarla anlamlı bir iletişime girmekte zorluk çeker. 
     Yalnızlık duygusu sıradan bir yalnız olma halinden değişiktir. Bazen insanlar bilinçli olarak tek başına kalmayı tercih eder. ve yalnız olmaktan zevk alır. Bu yalnızlık duygusundan farklı bir durumdur.Yalnızlık duygusu istek dışı bir yalnız kalma halinde ortaya çıkar. Yalnızlık duyan insan terk edilme, dışlanma, depresyon, güvensizlik, umutsuzluk, anlamsızlık, değersizlik ve kızgınlık duyguları ile doludur." (53)
     Ne demiş Kundera Amca, "İnsan bir başkasıyla yüz yüzeyken, asla kendi olma gibi olma özgürlüğüne sahip değildir; birinin gücü, diğerinin özgürlüğünü sınırlar." (55)

     "Tanrı yoksa her şey mübahtır."     Karamazov Kardeşler -Dostoyevski

Hristiyan Quaker akımı ile Müslüman Melamiler arasındaki benzerlikler...
        Quaker'ler, Tanrı'ya kılavuzsuz ulaşılabileceğini, insanın kendi iç deneyimleri ile manevi yükselişini tamamlayabileceğini savunuyorlar. Kiliseyi ve ruhban taifesini reddediyorlar. Barışçıl ve insan sevgisini esas alıyorlar. Evlenmiyorlar.(148)
      Melamilik, alevi-sufi kaynaklarından gelen bir tasavvuf akımı. "Bir elin verdiğini öteki görmeyecek" ayetinden yola çıktığı söyleniyor. Tasavvuf ve tarikat, Tanrı'ya ulaşmak için bir yol olsa da, zikire değil, fikre önem veriyorlar. Allah'a ulaşmak, ancak Hakk'a bağlanmak, halkın içinde ekmeğini yaptığın işle kazanmak, yaşayarak, halka hizmet ederek, tevazu ve aşkla gerçekleşir diyorlar.(149)
     İbn Tufeyl, "doğanın ıssızlığı içindeki bir insan, kendi kendine, kılavuzsuz olarak, gözleyerek, aklını kullanarak Tanrısal bir bilince erebilir." diyor.(161)

11 Kasım 2014 Salı

KİTAPLARIM - SEVİNÇ KUŞLARI 1-2 DECCAL'İN HATIRI VE KISAS


         Çok sevdiğim kitaplarına doyamadığım yazarımın 2 kitabı birden çıktı bu yıl. İkisini de bir solukta, bitecek diye korkarak okudum. 
          Tembellik edip kendim yorum yazmaktansa yorumuna aynen katıldığım 07.11.2014 tarihinde Nazan Özcan'ın Yurt Gazetesinde yayınlanan yazısını yayınlıyorum. Çok güzel yazmış.


        Eve bak, her yaratıktan bir numune vardı maşallah, Nuh'un Gemisi gibiydi, iyi geliyordu insana.” Böyle yazıyor Sezgin Kaymaz, “Sevinç Kuşları” üçlemesinin yeni çıkan ikincisi olan “Kısas”ta. “Kısas”ı ya da üçlemenin bir önceki kitabı “Deccal'in Hatrı”nı belki de en iyi anlatan cümleyi de böylece kendi yazmış oluyordu. Eline sağlık diyelim, kendi anlatacaklarımıza geçelim. Bir Sezgin Kaymaz kitabı, bütün sadık okurlarının da bildiği gibi, tek cümlede toplanamaz, asla!


          Yalan yok, Sezgin Kaymaz ilk defa bir üçlemeye giriştiğinde kurdeşen dökeceğimizi biliyorduk. “Deccal'in Hatırı”nı okuyup bitirdikten sonra uzun süre kahrolduğumuz da doğru. Çünkü Sezgin Kaymaz, hep yaptığı gibi sıradan gözüken, belki normalde yanına yanaşmaktan tırsacağınız ama Kaymaz'ın anlatımıyla gözkamaştıran, aklı tavana vurduran, kahkahalar attıran, gözleri yerinden hoplatan, böğür böğür ağlamamıza sebep olan, kötülükleri karşısında bile yüreği eriten, iyilikleri karşısında kendine aşık eden onca insanın hikâyesini tam bitmeden kesmiş, heves de kursağımızda koca bir taş, çatlatan bir merak gibi kalmıştı. Devam kitapları genelde böyledir demeyin, bu bir Sezgin Kaymaz devamlılığı olunca, heyecanın yüz milyonla çarpılacağını hatırlatmak boynumuzun borcu.

           Deccal hatrı için
     Borcumuzun ilk kısmını ilk kitabı hatırlatarak ödeyelim. “Deccal'in Hatırı”nda Sezgin Kaymaz’ın, Ankara'da 80'lı yıllarda birbiriyle bağlantısı yokmuş gibi olan ama üstün yeteneğiyle ve dantel işlercesine kıvraklığıyla birbirine bağladığı onlarca insanın hikayesine girmiştik. Ölü kıvamında ve Deccal namında bir mafya babası, becerekli mi beceriksiz mi olduğu konusunda hop diye fikir değiştirdiğimiz polisler Celil ve Hayri, deli mi yoksa dahi mi belli değil doktor Veysel, güzelliği ve doğallıyla herkesi kendine aşık eden Zila ve daha onlarcası. Ama ne tipler! Homoseksüelinden transeksüeline, çok afedersiniz orospusundan pezevengine, mafya babasından doktoruna kadar onlarca antikahramanı hop kucağımıza bırakıp aklımızı başımızdan almıştı. Ve ilk kitabı, polis Celil'den alınan bağırsak nakli yapılan Deccal'le beraber bir hastanede, doktor Veysel'i AİDS'ten sizlere ömür sevgilisi Bayram'ın üzüntüsünde, Zila'yı kendine aşık Teoman Kemani'nin ölümünden sonra mafya tarafından öldürülen Seher'in eciş büçüş bebeği İrfan ve artık sokak fuhuşundan elini ayağını çekmiş transseksüel Berna ve her yeri oynayan Kübra anneyle bırakıp, Deccal'in temizlediği bütün mafya babalarının cenazelerini kaldırarak bitirmişti.

          Başrol “sokak kedileri”nin
     İkinci kitaba fırtına gibi giriyor yine Kaymaz ve Nuh'un Gemisi'ne neşeli, renkli, olağanüstü, acayip, sıradışı karmaşasına yeni karakterler de yüklüyor. Hayri'nin ilk kitapta da sahip çıktığı ama çok da ön plana çıkmayan sokak çocukları Baha, Erdem, Dinçer, Ensar ve Foto bu sefer acayip rol kesiyorlar. Sokakların pisliği ve fuhuşu içine zorla itilmeleri insanın içini yaralarken, Kaymaz'ın marifetiyle Nuh'un Gemisi'ndekilerin onları arayışı, ararken kendi kafalarında yaptıkları hesaplaşmalarla okuyucuya insanlığı hatırlatmaları biraz yüreklere su serpiyor. Bir de mafya mufya, artık neyse Deccal'in mütevazı gözüken korkunç gücüyle “adaleti” sağlayacak olması elbette. İkinci kitabın yeni kahramanları, sadece sokak çocukları değil, Deccal'in bir önceki kitapta attıkları, kazık yüzünden işkembelerini kurşunla doldurduğu mafya takımının “yetimleri” de “az kalsın” kahramanlardan. Onlar da Deccal ağalarına “mecburi” hürmetten hem de çocuk fuhuşuna “ayıptır, günahtır” dediklerinden, kitabın içinde zaman zaman mafya olmaktan çıkıp “iyi insanlar” oluyorlar.

          Bozulsun düzen!
         Zaten bütün Sezgin Kaymaz kitapları böyle değil midir? Kötü sandığınız iyilikte sınır tanımaz, nefret ettiğinizden iki dakika sonra aşk çıkarır, yani dünyanınızı altüst eder. Zaten düsturu bu olmalı ki Kaymaz'ın, Şems'ten şu alıntıyı yapar: “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye enşide etme. Nerden bilebilirsin hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
      “Kısas”, adıyla musamma, bir intikam romanı. Ama bununla sınırlı değil. En kötüsünden kötülüğü, acımasızlığı, nefreti, kötülük karşısında bilenen bir iyiliği, fedakârlığı ve her şeyi yıkıp gene üste çıkan aşkı anlatıyor. Her zamanki gibi, asla doyamayacağımız, dudak uçuklatan hayal gücü, kelime oyunlarıyla ve nefisler nefisi anlatımıyla. Kaymaz, onlarca karakteri ve onların hikâyelerini bir yerden açıp sonuna doğru teğel filan değil, basbayağı çift dikiş bağlıyor. “Kısas” da yine Celil'den bağırsak nakli olan Deccal'in ve diğerlerinin iyileşmesi aşamasında bitiyor! Ve son söz de yazara olsun, “Sevinç Kuşları”mızı hemen başımıza kondur, valla hakkımızı helal etmeyiz!

7 Kasım 2014 Cuma

KİTAPLARIM - ALGIDA, İKNADA, İLETİŞİMDE BEYİN OYUNLARI



     Bir ay kadar önce http://www.optimistkitap.com sitesini incelerken gözüme takılan bu kitabı almaya karar verdim. Kitabın ilk 19 sayfası da tanıtım amaçlı verilmişti. Sık kitapçı gezen ve alan biri olduğum için kısa bir zamanda aldım. Kitabımı zevkle ama yavaş yavaş, sindirerek okudum. Tavsiye ediyorum.
        
       Beynimiz hakikatin peşinde bir hakim değil, müvekkilinin haklı olduğunu ispatlamaya uğraşan bir avukat gibi çalışır.
(Yani işine geldiği gibi mazeretler bulur.)(3 tabak yemek yiyebilirim, yarın spor yapıp eritirim gibi)
           
            Doğru soruyu soran istediği cevabı alır. 
İki arkadaş tartışıyorlarmış.Papaya sormaya karar vermişler.
-"İncil okurken sigara içmek istiyorum içebilir miyim?
-"İncil okurken Tanrı'ya odaklanmalısın. İncil okurken sigara içilmez."

-"Sigara okurken canım İncil okumak istiyor, okuyabilir miyim?"
-"Her yerde ve ne koşulda olursa olsun İncil okuyabilirsin."
  
  Fikrinizin olumsuz ve hoş olmayan sonuçları engelleyebileceğinizi vurgularsanız, ikna çabanızda başarılı olma şansınız artacaktır.
                  
             Beynimiz kıyaslama yaparak karar verir.
     
      Beyin farklı hücresel ve işlevsel özellikleriyle 3 gruba ayrılabilir.
         -Yönetici Beyin.. Düşünür, mantık merkezidir. Soyut akıl yürütür. Bizi insan yapan kısımdır.
             - Memeli Beyin...Hisseder, tüm duygular burada işlenir.
       - Sürüngen Beyin...Hayatta kalır.Tüm uyarıları 3 soruyla filtrer. 1-Tehlikeli mi? 2-Yenebilir mi? 3-Üremem için uygun mu?
           
           Beyin önce beden diline inanır. (Duruşun dikken yorgunum dersen inanmaz)

          Beyin tekrarlarla öğrenir ve alışkanlıklarına çelik halatlarla bağlıdır.Olumsuz deneyimlerin tekrarı bir süre sonra ÇARESİZLİĞİ öğrenmemize neden olur.

      Davranışlarınızı maniple etmek istiyorsanız, bunu bilinçaltının yardımı ile yapabilirsiniz. Tekrarlanan düşünceler, bilinçaltı zihnimizde kök salar.  

     Olumlama yaparken, mutlaka harekete geçin.
     "Eleştirmenlerin sözlerine aldırmayın, şimdiye kadar hiç birinin heykeli dikilmemiştir.                                           Sibelius

     Karşımızdakinin bizden etkilenmesini ve söylediğimizi yapmasını istiyorsak ifadelerimizde şimdiki zaman kullanmalıyız.

           Terarlar:
             1. Tekrar..Öğrenmeden hemen sonra 10 dakika (bellekte 1 gün korunur)
         2. Tekrar..Öğrenmeden yaklaşık 1 gün sonra 10 dakika (bellekte 1 ay korunur) 
               3. Tekrar..Öğrenmeden 1 hafta sonra 10 dakika (bellekte 1 ay korunur.)
               4. Tekrar.. Öğrenmeden 1 ay sonra 10 dakika (bellekte uzun süre korunur.)

         Karşınızdakinin söylediklerini onaylamanız TRANS yaratır. Ortak noktalar transı güçlendirir. İkna etmek veya etkilemek istiyorsanız, karşınızdakinin transına girin. (İltifatlar, onaylamalar)

              Plesebo Etkisi...Beyin ikna edilirse, ağrılar azalır, iyileşme olur. 
       Nosebo Etkisi... Beyin, birisinin veya bir şeyin zarar vereceğine inanırsa, bir şey olmasa bile zarar görür.

            ÇIPA ATMAK... İçsel bir tepkinin dışsal veya içsel bir deneyim ile ilişkilendirilmesidir. (Yeni pişmiş bir yemeğin kokusu, annemizin mutfağını hatırlatır.) Tekniğin uygulaması 70. sayfada.

          Bilinçaltı çözülmemiş, olumsuz duygu yüklü anıları bastırır, amacı kişiyi korumaktır. Travmalarımız, fobilerimizin kökenini oluşturur.
       
     Protez hafıza...Karşımıza çıkan her şeyi geçmiş deneyimlerimize göre değerlendiririz.