21.06.2014 ile 28.06.2014 tarihleri arasında, annem, babam, eşim ve oğlumla bir gemi gezisi yaptık. Almanya, Danimarka, Finlandiya ve Rusya'yı kapsayan bir geziydi. Gezi anılarımı hemen yazmak istedim. Ama bir türlü yazamadım. Blog yazarlığı ciddi bir emek istiyormuş, yeni yeni anlıyorum. Babamın da ısrarı ile yazmaya başlıyorum.
20.06.2014 Cuma
günü İstanbul’a
gitmek için sabah erkenden yola çıktık. İstanbul’da bir gece kalıp sabah çok erken bir saatte Atatürk Hava limanında olmamız gerekiyordu. Cuma gününü İstanbul'u gezmek için ayırdık.
Mudanya’dan feribot ile Yenikapı'ya geçtik. Feribotta 2048 oyununu oynayarak
zaman geçirdim. Garson gelip oyunun triğinin büyük sayıyı en alt sağ köşede
tutmak olduğunu anlattı. Çok komikti.
Florya'da bir otelde yer ayırtmıştık. İstanbul'u çok da bilmediğimizden otelden fazla uzaklaşmadan Aqua Florya Alışveriş Merkezine gittik. İyi ki de gitmişiz güzel şeyler gördük.
Human
Body sergisi açılmış. Çok beğenilen bir sergi olduğunu öğrenince gezmeye karar verdik. Etkileyiciydi, tavsiye ederim.
İstanbul Akvaryum da oradaymış. Eşim, oğlum ve babam orayı gezerken, bende annemle alışveriş merkezinin içinde gezdim.
İstanbul Akvaryum da oradaymış. Eşim, oğlum ve babam orayı gezerken, bende annemle alışveriş merkezinin içinde gezdim.
Akşamüzeri bulunduğumuz AVM’den çıkıp, Ortaköy’deki Karayollarının tesisine yemeğe gidelim dedik. Yola çıktık, boğazda ilerlerken oğlumla ikimiz uyumuşuz. 2 saat sonra uyandığımızda aynı yerde durduğumuzu gördük. Trafik tam 2 saattir hiç kıpırdamamıştı. Zaman biraz daha ilerleyince hedefimize ulaşamayacağımızı anladık ve geri otele dönmeye karar verdik. 2 saat daha Laleli’nin arka sokaklarında dolaştıktan ve 72 millet insanı görüp şaşırdıktan sonra otelimize dönebildik. Tam 4 saat trafikte kalmışız.
Çevremizdeki arabalarında bekleyen sürücülere baktım. Hiç birinde acele, telaş, vs. yoktu. Sakin sakin bekliyorlardı. Sonradan konuştuğum İstanbullular duruma alışık olduklarını normal karşıladıklarını anlattılar.
Bursa'da 20-25 dakikada hadi bilemedin 30 dakikada şehrin bir ucundan diğerine gidebilirsin.
Allah İstanbul'da yaşayanlara sabır versin.
Dünya güzeli de olsa benden uzak dursun.
21.06.2014
Cumartesi günü sabah
05:00 gibi kalktık, hemen hazırlanıp otelden ayrıldık. Atatürk
Hava Limanı Dış Hatlar Terminaline gittik. 49 yaşında ilk kez hava alanı gören ben ve oğlum, alık alık çevremize bakarken bir insan seli oradan oraya koşuşturuyordu. Annem dizlerinden rahatsız olduğu için, tekerlekli bir sandalye bulup, annemi oturttuk. Sayesinde acil bir check-in işlemi
yaptırdık. Görevliler annemi ve babamı alıp uçağa bineceğimiz kapıya
götürdüler. Free shopların oralarda biraz dolaştıktan ve Starbucks’ta kahvemizi
içtikten sonra bizde yanlarına gidip uçağın kalkış saatini bekledik. Uçağın
saat 08:30’de kalkması lazımdı. Annem tekerlekli sandalyede olduğu için bizi
özel bir araçla uçağın yanına götürdüler ve aracın asansörü ile yukarı çıkıp,
uçağa bindirdiler. Türk Havayollarının Alaçatı adlı uçağı saat 08:55’de
kalktık.
Oğlum ve ben ilk kez uçağa bindiğimiz halde heyecanlanmadık. İkimizin de
uçmak hoşuna gitti, hele kalkıştaki his çok hoştu.
1986 km. ve 2 saat 15 dakika
sonunda Hamburg’a vardık. Uçaktan bavullarımızı alıp, otobüse bindik ve Kiel’e
doğru yola çıktık. Hamburg-Kiel arası 80 km. imiş. Ağaçlıklı, yemyeşil bir
yoldan geçerek Kiel’e vardık.
Düzgün caddeler kırmızı tuğladan yapılmış kare
pencereli evleri ile yaşanabilir bir şehir gibi göründü. Liman kıyısındaki MSC’nin binasına
girdik. Bavullarımızı teslim ettik, pasaport ve bilet kontrolünden sonra bir
hafta evimiz olacak gemimiz MSC Orchestra’ya bindik. Odalarımız geminin 11. Katında
ön sol tarafındaydı.
MSC
Orchestra, 15 katlı, 2550 yolcu, 987 personel kapasiteli, 1275 kabinli, toplam
300 mt. Boyunda, 32,00mt genişliğinde, 92.500 gross ton ağırlığında, maksimum
23 deniz mili hızında güzel bir gemi.
13.
Katta açık havada biri dikdörtgen, 4 tanesi daire şeklinde havuzlar vardı. Hava
genelde serin geçtiği için havuzlara girmedik. Suları ısıtmalı olduğu için
girenler oldu. Yaklaşık 20 saat açık olan yeme-içme yeri de bu kattaydı.
5. katta yemek ve spor salonu, 6. Katta tiyatro,
gazino ve oyun salonu vardı. Spor salonu geminin önündeydi. İnsanlar koşu
bandında koşarken denizi seyredip, geminin gidişini görüyorlardı, çok hoştu.
Kiel ve Kopenhag Viking’lerin yaşadıkları yerler olduğu için onlardan izler her yerde görülüyor. Gittiğimiz günlerde onlarla ilgili şenlikler vardı.
Gemideki ilk günümüzde bize tatbikat yaptırdılar. Odalarımızda dolaplardaki can yeleklerini ve oda kartlarımızı alarak, 5. katta bulunan bir bara gittik. Geminin batması gibi bir tehlike söz konusu olursa asansörler de çalışmayacağı için merdivenlerden indik. Can yeleğinin nasıl çalıştığını anlattılar. Oda kartlarımızı göstererek tatbikata katıldığımızı kanıtladık. Odalarımıza döndük. Tüm yolcular bu tatbikata katılmak zorundaydı. Güvenliğe önem veriyorlar. İlk gün tatbikata katılmayanlar 2. gün aynı saatlerde tatbikata katılmaları için uyarılıyor.
Gemideki ilk günümüzde bize tatbikat yaptırdılar. Odalarımızda dolaplardaki can yeleklerini ve oda kartlarımızı alarak, 5. katta bulunan bir bara gittik. Geminin batması gibi bir tehlike söz konusu olursa asansörler de çalışmayacağı için merdivenlerden indik. Can yeleğinin nasıl çalıştığını anlattılar. Oda kartlarımızı göstererek tatbikata katıldığımızı kanıtladık. Odalarımıza döndük. Tüm yolcular bu tatbikata katılmak zorundaydı. Güvenliğe önem veriyorlar. İlk gün tatbikata katılmayanlar 2. gün aynı saatlerde tatbikata katılmaları için uyarılıyor.
Gemimiz akşam Kopenhag'a doğru yola çıktı.
22.06.2014 Pazar günü, sabah saat 05:30'da, gemimiz Drogden Kanalına girdi. Saat 08:00'de de "Tüccarların Limanı" anlamına gelen Kopenhag limanına yanaşmıştı. Sabah erken kalktık. Kahvaltıdan
sonra saat 08:15’de tiyatroda buluştuk. Otobüs biletlerimiz ve otobüs etiketimizi
verdiler. Etiketlerimizi yakamıza yapıştırdık. Oda kartlarımızı gösterdikten
sonra gemiden ayrıldık. Limanda bekleyen otobüsümüze bindik ve şehir turuna
başladık.
Rehberimiz yollarda duran çok sayıdaki bisikleti göstererek, bu bisikletlerin belediyeye ait olduğunu, burada herkesin bisikletle bir yerden bir yere gittiğini, belediyeye ait olan bir bisikleti alıp istediği yere gidip, bisikleti orada bırakabileceğini anlattı.
Bu bana orada yaşayan insanların ahlakı ve yaşayış tarzları hakkında epey bir bilgi verdi. Demek ki, çevreciler, hareket etmeyi seviyorlar, yeterli gelirleri var ve çalmak gibi bir kavramları yok.
Gezimize Christiansborg
sarayını gezerek başladık. Annem, yürünecek çok yol ve çıkılıp- inilecek çok
merdiven var diye bizimle gelemedi. Sarayın girişinde oturdu. Çok güzel ve
haşmetli bir saray.
Bastonlu
olan hanım annem, arkadakiler de babam ve oğlum
Sevgili oğlum ve sevgili eşim sarayın
kütüphanesinde
Benim içi
sarayın en etkileyici bölümü halıların olduğu salondu. Çok büyük bir salonun
duvarlarında rengarenk işlenmiş halılar vardı. Ülkenin tarihi halılara
işlenmişti.
Sarı- Lacivert'te pek hoş duruyor canım...
Sarayı gezerken ayağımıza galoş giydik.
Sarayın bahçesinde annem ve babam hem dinleniyor, hem de grubun toplanmasını bekliyorlar.
Saraydan ayrılınca kısa bir mesafe yürüdük ve
tekne turu yapmak üzere gezi teknelerinin olduğu yere gittik. Dizinden rahatsız
olan annem tekneye binmekte epey zorlandı ama değdi.
Bu da kraliyet gezinti gemisiymiş.
Kopenhag'da adalar arasındaki kanallarda teknelerinde yaşayan insanlar var. Cafeler, birahaneler, lokantalar var. Teknelerinde kedileri, çiçekleri, şezlongları var. Çok hoş. (Gerçi yılın büyük bölümünün soğuk geçtiği bir ülkede teknede nasıl yaşanır bilmem)
Bu binanın adı "Black Diamond - Kara Elmas" mış. Şehrin en modern binası, değişik bir mimarisi var. Gerçi bir sürü çok ilginç mimarileri olan binalar gördük.
Adaları birbirine bağlayan çok alçak köprülerden geçtik.
Tekne gezisi sonrasında otobüsle dünyanın ilk
lunaparkı sayılan Tivoli bahçesine gittik. Çok güzel bir yerdi. Süremiz kısıtlı
olduğu için çok gezemedik. Çok güzel bir yerdi, uzun uzun gezebilmeyi ve oğlumu lunaparktaki aletlere bindirebilmeyi isterdim.
Yeniden otobüsümüze bindiğimizde yorulmuştuk.
Hava bozdu ve arkasından yağmur başladı.
Kraliyet
sarayı önünde kısa bir mola verdik, 1794 yılından beri Kraliyet Ailesi`ne ev
sahipliği yapan Amalienborg Royal Palace, dört adet rokoko sarayından oluşan
görkemli bir yapı.
Turistik bir dükkandan oğluma Kopenhag tişörtü ve birkaç da
magnet aldıktan sonra son durağımız Küçük denizkızı heykeli oldu. Yağmur
altında fotoğraflarımızı çekip, gemimize döndük.
Gemimiz akşam üzeri saat 18:00'de Kopenhag Limanından ayrılarak, Helsinki'ye doğru yola çıktı.
















































bir önceki bölümün güzelliğini taşıyor çünkü aynı güzel yazarın kaleminden (klavyesinden) çıkma... Resimler güzel daha iyi bölümlerini bekliyorum . Bunları yazarken bize gösterdiğini ilgiyi unutmazsın dimi
YanıtlaSil