İNSANLAR VE DİĞER CANLILAR - Bilinci olan bizler
için hayatımız değerlidir. Bu yüzden, hisleri olan bütün canlıları korumalıyız.
Ayrıca onlarla ortak iki temel güdümüz olduğunu kabul etmeliyiz: mutluluğun
tadına varmak ve acıdan uzaklaşmak. Kim iyi bir yemekten zevk almaz, kim
güvenli ve rahat bir yatakta uyumak istemez? Yazar, keşiş ya da sokak kedisi..
Hepimiz bu noktada eşitleniriz.(16-17)
HATALARIMIZ –Bazen içgüdülerimiz ve olumsuz koşullanmalarımız baskın gelebilir. Sonra ise yaptığımız şeyden pişmanlık duyarız. Ama bu kendinden vazgeçmemizi gerektirmez. Hatandan ders al ve hayatına öyle devam et. (29)
MUTSUZLUK – Birçok insan tek seçeneklerinin, içinde bulundukları koşulları değiştirmek olduğunu düşünür. Ancak bu koşullar onların mutsuzluğunun gerçek nedenleri değildir. Mutsuzlukları daha çok onların bu koşulları nasıl gördüğü ile alakalıdır. İnsanlar hapiste (işte, tatilde, vs.) geçirdikleri zamanı, zaman kaybı olarak görmek yerine, kendi gelişimleri için bir şans olarak görmeliler. İnsanlar kendi yarattıkları hapishanelerde yaşıyorlar. Mutlu olmak için bir başkasının varlığına ihtiyaçları olduğuna inanmaları da bunlardan biri.
Budizm’in amacı, mutlu olmaları için insanlara gerekli araçları sağlamaktır. Kişinin kendisini mutlu etmek için yapabileceği en iyi şey, başkalarını mutlu etmektir.
FARKINDALIK – Peşin hüküm vermeden ve isteyerek şimdiki ana gösterilen dikkattir. Geçmişin ya da geleceğin düşüncelerine odaklanmadan, akli faaliyet ya da bir düşünce olmadan. (60)
Yapılan bir anketin sonucu, kişiyi mutlu eden şey, yaptıkları değil. Mesele ne yaptığının farkında olup, olmadığın. Önemli olan, şimdiki anda ve mekanda olabilmek. Salt anlatıcı durumunda olmamak. Bu da yaptığından başka bir şey düşünmemek demek.
Zenginlik bir güç, bir enerji biçimidir. İyi niyetler için kullanıldığında yararlı hale gelir. Fakat mutluluk için yeterli değildir. Para konusunda olduğu gibi önemli olan sahip olduğumuz yetenekler değil, onları nasıl kullandığımızdır.
KİŞİSEL GELİŞİM eğer insanların başkalarına olduğu kadar kendilerine de yararlı hayatlar sürdürmelerini sağlıyorsa iyi bir şey. Tehlike, kişisel gelişimin bizi daha fazla kendimizi sevmemize, kendimize aşık olmamıza sebep olabilecek olmasıdır.(78)
Mutluluğu beslemenin kendimize ait yöntemlerini bulmamız gerek, ama genel ilkeler var. Mutluluğun gerçek iki kaynağı: öncelikle Budistlerin aşk olarak tanımladıkları şey, yani başkalarını mutlu etme isteği. İkinci olarak bizim şevkat olarak tanımladığımız, başkalarını memnuniyetsizlikten ya da acıdan kurtarma isteği. Düşüncelerimizin merkezine kendimizi değil, diğerlerini koymak. Buna bilge bencillik diyoruz. (79)
Eğer bilgeysek, en büyük sorunlar bizi en derin kavrayışlara götürür. (81)
Budizm’de karma ilkesine inanırız. Bir sebep olmadan başarı gibi bir sonuç çıkmaz. “Sıkı çalışma” gibi şeylere biz koşullar diyoruz. Neden değil, Koşullar karmanın ortaya çıkabilmesi için gereklidir. Tıpkı bir ağacın büyümek için toprağa, suya ve ışığa ihtiyaç duyması gibi. Ama karmik bir neden olmadan, yani o ilk tohum olmadan koşullar nasıl olursa olsun sonuç alınamaz.(92)
Cömertlik. Şu anki başarınız, geçmişteki cömertliğinizden kaynaklanıyor. Şu anki cömertliğiniz gelecekte daha da başarılı olacağınız anlamına geliyor.
Sonuçların yaratılabilmesi için nedenin zamana ihtiyacı vardır. Bu yüzden neden ve sonuç arasında hiçbir ilişki yokmuş gibi gelebilir.(95)
Bir gün bir şey vermemiz, başka bir gün aynı şeyi tam olarak aynı miktarda almak için bir neden yarattığımız anlamına gelmez. Karma bir nevi alacak verecek memuru gibi çalışmaz. Karma daha çok zaman içinde büyüyen bir enerjidir. Küçük cömertlik eylemleri bile bu şekilde, özellikle iyi niyetle yapılmışsa, gelecekte çok daha büyük bir zenginlik olarak dönebilir. (96)
Karma zihnimizin sürekliliğinde meydana gelir. Gerçekliği nasıl deneyimlediğimiz, düşündüğümüzden çok daha özneldir. Bizler olayları pasif bir şekilde algılamayız. Sürekli olarak çevremizdeki dünyaya kendi kişisel gerçekliğimiz aktif bir biçimde yansıtırız. Aynı koşullar içindeki iki farklı insanın bir olayı deneyimleyiş şekilleri farklı olacaktır. Çünkü karmaları farklıdır. (97)
Sebep sonuç kanununa göre, gerçekliği çok daha ferah ve bereketle sonuçlandıracak şekilde deneyimleyebilmek için adım adım nedenler yaratabiliriz. Böylece mutsuzluğun ve yoksunluğun nedenlerinden uzak durabiliriz.
Buda “Düşünce kelime olarak zuhur eder, kelime eylem olarak zuhur eder, eylem alışkanlığa dönüşür, bir alışkanlık karakterimiz olur. Bu nedenle dikkatli bir biçimde düşünmeyi ve onun izlediği yolları takip edin, düşüncenin bütün canlılara duyulan yakınlıktan kaynaklanan bir sevgiden doğmasına izin verin. Gölgenin bedeni takip etmesi gibi, bizlerde düşündüğümüz zaman var oluruz.” demiştir.(98)
Buda’nın aydınlandıktan sonraki ilk öğretilerine
“Dört Yüce Gerçek” denir.
1- Dukkha - Yaşam acı
doludur. En basit huzursuzluktan en yoğun fiziksel ve duygusal acıya kadar
her şeyi ifade eder. Doğum, yaşlanmak, ölümek, sevmediğin ile birlikte
olmak, hastalıklar, sevdiğinden uzak kalmak, istediğini almamak acıdır. Dukkha’nın
anlamı felsefi olarak rahatsız bir durumda duyulan kaygıyı dolaylı bir
şekilde anlatan bir ifadedir.2-Acıların sebepleri - Nesnelerin ve insanların bizden bağımsız ve ayrı olduklarını düşünürüz. Her şeyin bizim dışımızda meydana geldiğini ve kendimizin sadece tepki vermekle yetinmek zorunda olduğumuzu düşünürüz. Bu hatalı bir düşünce tarzıdır. Çünkü kendi beynimizden bağımsız bir şekilde var olan hiçbir gerçeklik yoktur. Hemen göze çarpmayan gerçekliğe “koşullu oluşturma” diyoruz. BUDA, nesnelerin var oluş biçiminin, nasıl var olduğunun bir açıdan bizim beynimize bağlı olduğunu söyler. Kuantum bilimcilerde bunu onaylamıştır. Budist okullarının büyük çoğunluğu acıların temelini, cahilliğin oluşturduğunu öne sürerler. Bu anlayış oluşumun ikinci zincirinde yer almaktadır. Cahillik, her şeye körü körüne bağlanarak, gerçeği anlayamama ve yanlış davranışlarda bulunmaktır. Gerçeği anlayamamak, insanın, kendini ve nefsini yanlış bilmesi, evrenin nesnelerden ibaret olduğunu düşünmesidir.
3- Sebeplerin sönmesi, acıların sönmesini getirir.
4- Acı çekmenin sonunu Sekiz Katlı Asil Yol gösterir.
Bazen davranışlarımızı değiştirmemiz gerektiğini
biliriz. Ama değiştirmemiz gerektiğini anlamak için önce bir silkelenmemiz gerekir. Şimdiden başlayarak.
Ama nasıl ? Sabırlı olmanın avantajlarını ve sabırlı olunmadığı zamanki olumsuzlukları düşünerek. Kişi kızdıktan sonra ilk acı çeken yine kendisidir. Kızgın olan kimse mutlu ve huzurlu bir zihne sahip olamaz. Öfke zihnimizden kaynaklanıyor. Bu iyi bir şey, kendi dışımızdaki şeyleri kontrol edemesek de zihnimizi kontrol edebiliriz. (156)
“Bir
milletin büyüklüğü ve onun ahlaki
gelişimi hayvanlara davranış biçiminden anlaşılır.” Mahatma Gandi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder