16 Ekim 2014 Perşembe

KİTAPLARIM - HİKAYECİ


   İşte en sevdiğim yazarlardan biri. Jodi Picoult'u yaklaşık 2 senedir kitaplarından tanıyor ve seviyorum. Önce "Ev Kuralları"nı okudum. Asperger sendromlu bir çocuğu ve annesini anlatıyordu. Çok güzeldi. Kalın bir kitap olmasına rağmen çok çabuk okudum. Yazarın anlatımını ve bakış açısını öyle sevdim ki, gidip Türkçe'ye çevrilmiş ve yayınlanmış tüm kitaplarını aldım.
    Eserleri 40'a yakın dile çevrilen ve tüm dünyada 30 milyondan fazla okuru olan, çoğu eleştirmene göre 21. yüzyılın en özgün romancısı sayılan Picoult'un, "Yapboz", "Kız Kardeşim İçin", "Eve Dönüş Şarkısı" ve "Anlaşma" adlı kitaplarını okudum. 
    Kitaplarında kahramanları hep, bizim başımıza geleceğini hiç düşünmediğimiz bir durum ile karşılaşır. Taraf tutmadan, durumu ya da olayı her iki tarafından anlatır yazarımız. Sınırlarımızın nerede biteceğini, vicdanımızı ne kadar atlatabileceğimizi, zor kararları nasıl aldığımızı anlatır. Kitap bittiğinde insan boğazında bir yumrukla, karşı duvara bakarken bulur kendini.
     "Hikayeci" de, annesinin ölümüne neden olan bir kaza yapan ve kendi de yüzünden yaralanan, yüzündeki izi ömür boyu taşımak zorunda olan bir kızıdır Sage Singer. İnsanlardan saklanmak için bir kilisenin fırınında geceleri ekmek yapar. Annesinin kaybının yarattığı boşluk nedeniyle bir terapi grubuna devam eder. Bu gruba 90 yaşlarında bir adam geldiğinde onunla arkadaş olur.
   Josef Weber gençliğinde bir nazi subayı olduğunu, Sage'in Yahudi olması nedeniyle onu affetmesini ve kendisini öldürmesini ister. Sage, Josef'in anılarını dinler. II. Dünya Savaşı sırasında yaptıkları çok korkunçtur ve  hemen FBİ'ın Savaş Suçluları ile ilgili birimine bildirir. Leo bu birimde çalışan görevdir.
       Sage'in babaannesi de Yahudi olduğu için, bu savaşta toplama kampında 5 yıl tutulmuş bir savaş mağdurudur. O da hikayesini kendi ağzından anlatır.

1 Ekim 2014 Çarşamba

KİTAPLARIM - ALDATMAK

              


          Mağaralarda yaşayan atalarımızdan bize kalan miras olmalı bu: Topluluklar birbirini korur, yalnız kalanlar kurda kuşa yem olur.
        Topluluk halinde yaşasak da her şeyi, örneğin saçlarımızın dökülmesini ya da hücrelerimizin tümöre dönüşmesini, kontrol etmemizin mümkün olmadığının farkındayızdır.
        Ama hissettiğimiz sahte güven duygusu bunu unutmamızı sağlar. Hayatımızı çevreleyen duvarları ne kadar net görebilirsek o kadar  iyidir. Her şey bir psikolojik sınırlamadan ibaret olsa da, ölümün izin istemeden kapımızı çaldığını kalbimizin derinliklerinde bilsek de her şey kontrolümüz altındaymış gibi davranmak işimize gelir. (104)
      Sevgi bir duygudan ibaret değildir, bir sanattır. Sanatta olduğu gibi sevgide de ilham yetmez, emek vermeden olmaz. (199)
      Bu güzel kitaba sabah başladım. Akşam üzeri bitti. Zevkle okudum. Boğazımda bir yumruk, bir de soru işareti kaldı.
      Ahmet Altan'ın aynı isimli kitabı gibiydi. Değişik bir versiyonu. Benzer öğeler çoktu. Tabi ki Paulo Coelho'nun Ahmet Altan'ın kitabının konusunu çaldığını iddia etmeyeceğim. Muhtemelen okumamıştır.
      Her iki kitapta da zengin, hayatta her istediğine kolayca sahip olmuş, evliliklerinde mutlu bir kadın var. Bu kadınlar bir gün hayatlarında hiç riskin ve heyecanın olmadığını fark ediyorlar. Eşlerini sevdikleri halde bir boşluk hissediyorlar. İmkansız bir aşka hızla ve tutkuyla yelken açıyorlar. 
    Ahmet Altan'ın kitabını okuyalı uzun yıllar oldu. Sonunu hatırlamıyorum. Galiba ilişkileri bitiyor ve sonunda kadın kocasına dönüyor ve kocası onu orada bekliyordu. Coelho'nun kitabı da aynı şekilde noktalandı. Yine de zevkli bir gün geçirdim.