İşte en sevdiğim yazarlardan biri. Jodi Picoult'u yaklaşık 2 senedir kitaplarından tanıyor ve seviyorum. Önce "Ev Kuralları"nı okudum. Asperger sendromlu bir çocuğu ve annesini anlatıyordu. Çok güzeldi. Kalın bir kitap olmasına rağmen çok çabuk okudum. Yazarın anlatımını ve bakış açısını öyle sevdim ki, gidip Türkçe'ye çevrilmiş ve yayınlanmış tüm kitaplarını aldım.
Eserleri 40'a yakın dile çevrilen ve tüm dünyada 30 milyondan fazla okuru olan, çoğu eleştirmene göre 21. yüzyılın en özgün romancısı sayılan Picoult'un, "Yapboz", "Kız Kardeşim İçin", "Eve Dönüş Şarkısı" ve "Anlaşma" adlı kitaplarını okudum.
Kitaplarında kahramanları hep, bizim başımıza geleceğini hiç düşünmediğimiz bir durum ile karşılaşır. Taraf tutmadan, durumu ya da olayı her iki tarafından anlatır yazarımız. Sınırlarımızın nerede biteceğini, vicdanımızı ne kadar atlatabileceğimizi, zor kararları nasıl aldığımızı anlatır. Kitap bittiğinde insan boğazında bir yumrukla, karşı duvara bakarken bulur kendini.
"Hikayeci" de, annesinin ölümüne neden olan bir kaza yapan ve kendi de yüzünden yaralanan, yüzündeki izi ömür boyu taşımak zorunda olan bir kızıdır Sage Singer. İnsanlardan saklanmak için bir kilisenin fırınında geceleri ekmek yapar. Annesinin kaybının yarattığı boşluk nedeniyle bir terapi grubuna devam eder. Bu gruba 90 yaşlarında bir adam geldiğinde onunla arkadaş olur.
Josef Weber gençliğinde bir nazi subayı olduğunu, Sage'in Yahudi olması nedeniyle onu affetmesini ve kendisini öldürmesini ister. Sage, Josef'in anılarını dinler. II. Dünya Savaşı sırasında yaptıkları çok korkunçtur ve hemen FBİ'ın Savaş Suçluları ile ilgili birimine bildirir. Leo bu birimde çalışan görevdir.
Sage'in babaannesi de Yahudi olduğu için, bu savaşta toplama kampında 5 yıl tutulmuş bir savaş mağdurudur. O da hikayesini kendi ağzından anlatır.

