25 Aralık 2017 Pazartesi

KİTAPLARIM - GAZAP ÜZÜMLERİ

     
     Amerikalı yazar John Steinbeck’in Pulitzer Ödülü alan Gazap Üzümler 1939 yılında yayımlandı. Edebiyata yaptığı katkılardan dolayı 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Yazarın Gazap Üzümleri dâhil birçok eseri filme uyarlandı.
    Steinbeck özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra kaleme aldığı ideolojik ağırlıklı kitaplarıyla büyük takdir topladı. En çok okunan klasiklerin başında gelen Gazap Üzümleri, Le Monde’nin yüzyılın 100 kitabı arasında da yerini almıştır. Fareler ve İnsanlar, Cennetin Doğuşu, İnci, Sardalya Sokağı, Aysız Geceler ve daha birçok kitaba imza atan dünyaca ünlü romancı Steinbeck; realizm akımının özelliklerini eserlerine fazlasıyla yansıtmış.
   Yazar; 1929’da Amerika’da başlayan ve kısa sürede bütün dünyayı etkisi altına alan tarihe “Kara Perşembe” olarak geçen ekonomik bunalım sonucunda ortaya çıkan işsizlik ve zorlu hayat koşullarını ustalıkla anlatıyor. Gazap Üzümleri, binlerce emekçi insanın verimli topraklara yolculuğunu dramatik bir şekilde ele alıyor. 
    Roman, Oklahoma'dan Kaliforniya'ya doğru yola çıkan Joad ailesinin hikâyesidir.
       İşlediği bir cinayetten dolayı 17 yıl hapis cezası alan Tom Joad, iyi halden  4 yıl sonra çıkar. Ailesinin çifliğine dönerken yolda eskiden papaz olan ancak inancını kaybeden Casy ile karşılarşır. Casy ile Tom, çiftliğe gittiklerinde aileyi göçe hazırlanırken bulur.
     Çiftçilik ailesinin tek geçim kaynağıdır. Kuraklaşan topraklardan eskisi gibi iyi hasılat alamayan toprak sahipleri bankalara borçlanırlar. Topraklar bankalara geçer. Tüm toprakların sahibi haline gelen banka,  gelişen makinalı tarım araçlarını kullandığı için çiftçilere ihtiyacı kalmaz ve onları çiftliklerinden kovar. Binlerce insan iş aramak için göç etmek zorunda kalır.
     Tom, bu göçün anlamsız olduğunu ve doğup büyüdükleri topraklarda kalmayı ailesine teklif eder. Ailesi ise, toprak ağalarının sadece bir makineyle bütün işleri yaptığını ve kendilerine ihtiyaç kalmadığını dile getirirler. Onlar için en verimli topraklar Kaliforniya’dır.
      Tom, insanların kendi topraklarından atılmasını insanlık suçu olarak görür. Bütün bu düzensizliğin ve adaletsizliğin ana kaynağı zenginlerin yoksulları sömürdüğü gerçeğinde yattığını ifade eder. Tom’a göre; yeryüzünde kötülüğü yaratan yoksulluktur.

     Meyve bahçelerinde çalıştırılmak için binlerce işçi alınacağına dair her yere ilan asılmıştır. Ellerinde ne var ne yoksa satan aile bu parayla ufak bir kamyonet alırlar. Kalabalık olan aile böylece batıya doğru hareket ederler. Bu aynı zamanda Joad ailesi için yeni bir hayatın başlangıcıdır.

"İNSANIN SADECE MALI MÜLKÜ BÜYÜKTÜR"

"Eğer bir adamın küçücük bir malı varsa, o onun malıdır, parçasıdır, benliğidir. Üstünde yalnızca kendisinin yürüyebileceği, işleyeceği, iyi ürün alamadığı zaman üzüleceği, yağmur düştüğünde sevinebileceği bir karış toprağı varsa o onun malıdır ve bir bakıma o adam büyüktür çünkü malına sahiptir.
Başarılı olamasa dahi onun malıdır. Böyledir işte. Ama bir adama görmediği, elini bile değdirmediği ayağını basmadığı toprak verin o zaman o mülk insanlaşır, istediğini yapamaz. Ne istediğini bilemez. Toprağı ondan daha güçlü olur. Büyümez tam tersine küçülür. İnsanın yalnızca malları mülkleri büyüktür, kendisi ise malının uşağı olur. Bunu iyi bil." 

13 Aralık 2017 Çarşamba

KİTAPLARIM - 6.27 TRENİ



   36 yaşındaki Guylain Vignolles kâğıt geri dönüşüm fabrikasındaki işinden nefret eden yalnız ve mutsuz bir adamdır. Hayatı, sıkça sohbet ettiği küçük kırmızı balığıyla birlikte yaşadığı ev ve çalıştığı fabrika arasında geçer. Görevi, kitapları paramparça eden korkunç makine Zerstor 500’ü kullanmaktır. Çalıştığı işletmede iki dostu vardır, biri ürkünç makinenin ayaklarını yediği Guiseppe, diğeri ise sadece aleksandrin hece vezniyle kurduğu cümlelerle konuşan bekçi Yvon Grimbert. 
     Kitapları yok etmekten duyduğu vicdan azabından kurtulmanın yolunu, her gün bindiği banliyö treninde, Şey’den söküp aldığı birbirinden bağımsız kitap sayfalarını yüksek sesle okumakta bulan Guylain, tekdüze hayatının akışının vagonda bulduğu o akıllı bellekle birlikte değişeceği umuduna kapılır. Minik aletin içindeki metinlerin yazarının peşine düşen bu umutsuz, şehirli adamın küçük hayatı büyük bir dönemecin eşiğindedir artık.
     Edebiyat alanındaki ilk başarılarını, yazdığı öykülerle, kazandığı prestijli ödüllerle yaşayan Fransız yazar Didierlaurent, bu ilk romanıyla, başta ülkesinde olmak üzere dünya çapında adından sıkça söz ettirmiş ve kısa sürede 29 dile çevrilmiş. Güzel bir kitaptı. Tavsiye ediyorum.

12 Aralık 2017 Salı

KİTAPLARIM - ÖBÜRKÜLER


              Mahir Ünsal Eriş'i "Öbürküler" ile tanıdım. Beşinci kitabı imiş, ilk dördünü okumadım. Yalın bir dili var. Kolay okunuyor, su gibi akıp gidiyor. Yarım günde okudum.  kitaplarını okumak ister miyim bilmiyorum.
          Niğdeli üç çocuklu bir aile, babanın İstanbul'a tayin olması nedeniyle evlerini, eşyalarını, dostlarını, komşularını bırakıp yola çıkarlar.   Babanın mebus arkadaşının kiraladığı Arnavutköy'deki üç katlı, öbürkülerin yaşadığı eve, zorlu bir yolculuktan sonra ulaşırlar. Öbürküler kimdir? Nedir? Aile öbürkülere ne kadar dayanabilecek? Okuyup görünüz.